Gündemin Tercümesi: Koronavirüs sonrası Çin, ABD ve uluslararası düzen

0
987

Mira Rapp-Hooper, China, America, and the international order after the pandemic, War on the Rocks, 24 Mart 2020.

Dünyanın dört bir yanında insanlar hastalanırken, küresel pazarlar sarsılırken ve tedarik zincirleri çökerken, Covid-19, bildiğimiz şekliyle uluslararası siyaseti de yeniden düzenleyebilir. Hiçbir analist bu krizin ne zaman sona ereceğini tahmin edemez, ama sona erdiğinde buluşacağımız dünya çok daha az ilahi olacak. Ancak akademisyenlerin belirtmeye başladığı gibi, Çin’in enkazdan, krizin başlangıcına göre daha güçlü bir küresel lider olarak ortaya çıkması akla yatkın görünüyor.

Uluslararası düzenler – uluslararası siyaseti yöneten ve devlet iktidarınca desteklenen kurallar, normlar ve rejimler – genellikle büyük güçler arasındaki savaşların bir ürünü olarak değişime uğramaktadır. Bir süredir, dış politika uzmanları gücün Çin’in lehine değiştiğini gözlemlemekteydi ve ABD-Çin çatışması yerine mevcut sistemde mütevazı, barışçıl bir değişim umuyorlardı. Şimdi, bir tür sistem değişikliğinin, oldukça bulaşıcı bir virüs şeklinde, “yeni bir dönem açan” dışsal (eksojen) bir şokla meydana gelebileceği görülüyor.

Ancak bildiğimiz dünya düzeni sona erecekse, sadece bu salgının bir sonucu olmayacaktır. Bu değişim, bir taraftan uluslararası düzene geniş çağlı müdahale çabalarından vazgeçerken, diğer taraftan Çin’le yüzleşmek/hesaplaşmak isteyen bir Amerikan dış politikası da dahil olmak üzere, Covid-19’un keşfinden çok önce başlayan güçlerin bir ürünü olacak. Uluslararası düzenin tam olarak nasıl değişeceğini ve Çin’in daha güçlü olup olmayacağını öngörmek için henüz çok erken. Bununla birlikte, eğer Washington sistemde liderlik rolünü sürdürecekse, ABD dış politikasının bazı yönlerinin dönüştürülmesi gerektiği de açık…

ABD’nin kontrolündeki uluslararası düzen ve Çin tehdidi

2. Dünya Savaşı’nın ardından ABD, sözde liberal uluslararası düzenin baş mimarı oldu ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle tartışmasız lideri haline geldi. Nefes kesen ekonomik büyümesi ve askeri harcamalardaki büyük artışları ile Çin, onlarca yıldır yükselişteydi. Ancak uzun süredir iç istikrara ve Çin Komünist Partisi’nin güvenliğine odaklanmış durumdaydı. Küresel mali krizin, Amerika’nın liderliğinin zayıfladığına işaret ettiği 2008 yılından sonra Çin, sahnenin merkezine tırmandı.

Çin ve diğerleri, Amerika’nın mali bocalamasını demokratik kapitalizmin sendelemesi olarak gördü ve kendi gündemlerini geliştirmek için fırsat olarak değerlendirmeye başladı. Xi Jinping yönetimi altında Pekin, son on yılı bir “stratejik fırsat” dönemi olarak gördü. Bu fırsatın, beklenen ekonomik ve demografik yavaşlamalar nedeniyle kalıcı olması beklenmiyordu. Uluslararası hukuka aykırı olarak Güney Çin Denizi‘nde askeri üsler inşa etti, ekonomik ve politik etkisini yaymak için geniş ve belirsiz Kemer ve Yol Girişimi‘ni başlattı, devletin ekonomi ve sakıncalı politikalardaki rolünü iki katına çıkardı ve uluslararası insan hakları kurumlarıyla işbirliği yaptı. Bu süreçte, kendi küresel yönetişim istek ve vizyonunu geliştirmeye başladı.

Trump ve “Önce Amerika” dış politikası

Donald Trump’ın seçilmesiyle Amerika Birleşik Devletleri, Pekin’in önündeki fırsat penceresini, kendi yol açtığı siyasi sarsıntıyla genişletti. Çin’in şansına, Amerikan dış politikası artık çok taraflı kurumlara karşı açıkça düşman, ticarette kavgacıydı ve ulusal güvenliği dar anlamıyla bir anavatan savunması olarak tanımlıyordu. ABD’deki ve yurtdışındaki uzmanlara göre bu durum, ABD’nin inşa ettiği ve yönettiği sistemden gönüllü bir şekilde çekilmesi demekti. Ancak bu korkuların yanı sıra ve bir başka önemli değişimle, her iki tarafın dış politika düşünürleri de giderek ABD ve Çin’in, kısmen uluslararası düzenin geleceği ve hangi gücün kuralları belirleyeceği üzerinde bir büyük-güç rekabeti dönemine girdiği konusunda uzlaşıya varıyordu.

Benzer Haberler  Tümamiral Cihat Yaycı Genelkurmay Başkanlığı emrine atandı

Bu rekabetin hedefleri hakkında çok az fikir birliği vardı, doğru politikalar üzerinde çok daha az anlaşma vardı; Avrupa ve Asya’daki yakın müttefikler, Pekin’in davranışlarıyla ilgili derin endişeleri paylaşıyordu, ancak büyük güçler arasındaki ilişkilerden kaçınmaya çalıştılar. Ancak, Trump yönetimi ticaret savaşını tırmandırdıkça ve Çin’in 5G teknolojisini satın alan müttefiklerini uyardıkça, Washington’un stratejisinin, yeni döneme uyum sağlamalarına yardımcı olmak amacıyla uluslararası kurumları veya rejimleri yenilemeye odaklanmadığı açığa çıkıyordu.

Ayrıca, en yakın ortaklarının birçoğunun, belirtilen politikaları destekleseler bile, Amerika’nın Çin’i karşısına alma planına dahil olmayacağı daha da açıktı. Bunlar bariz stratejik zayıflıklardı: Yalnız başına ABD, Çin’in Asya’daki ekonomik ve askeri ağırlığıyla başa çıkmayı umamazdı. Amerika yalnızca müttefikleri yanındayken rakipsiz kalabilir ve barışçıl değişimi yönetebilirdi. Dar bir tek taraflılık, Amerika’nın daha da düştüğüne ilişkin algıların yenilenmesine neden oldu ve aslında elverişli olabilecek bir güç dengesini zayıflattı.

Koronavirüs ve Çin’in yeni küresel liderliği?

Gelelim yeni çıkan koronavirüse… Kurt Campbell ve Rush Doshi‘nin öne sürdüğü gibi, Çin menşeli ve kısmen Çin hükümetinin kötü yönetiminden dolayı yayılan bir virüsün dünyayı Pekin’in avantajı doğrultusunda yeniden düzenleyebilmesi çarpıcı olmalı. Çin Komünist Partisi, Çin halkının sağlığı üzerindeki ve dünyadaki meşruiyetini korumak amacıyla virüse ilişkin haberleri bastırdı. Ancak görünüşe göre kendi içindeki krizi kontrol altına aldığından (resmi vaka sayıları şüpheli olsa da), parti kendisini uluslararası bir sağlık lideri olarak konumlandırmaya başladı. İçeride koronavirüs ile güreşmeye devam edebilir, ancak İtalya, Sırbistan ve Avrupa Birliği liderleri Çin’e, tıbbi malzeme sağladığından dolayı teşekkür ediyor.

Çin’in küresel hevesleri düşünüldüğünde, Pekin’in kendisini pandemik-müdahale örneği olarak yeniden kurma şansını yakalaması bizi şaşırtmamalı: ancak tıbbi yardım ve koordinasyon teklifleri gerçekten uluslararası politikanın yapısını değiştirirse, bu sadece krizde sağladığı yardımlar sayesinde olmayacaktır. Eğer bu salgın geçtiğinde Çin daha sorumlu bir büyük güç olarak algılanırsa, bunda ABD’nin etkisi küçük olmayacaktır.

Çin Komünist Partisi’nin ilk Covid-19 tepkileri feci olsa da, ABD hükümetinin pandemi yönetimi başlı başına özel bir felaket markası haline geldi. Amerika Başkanı tehdidi yok saydı, bilimsel uzmanlığı reddetti, yanlış bilgileri yaydı. Federal ve yerel yönetimler, kamudaki güvenin en üst düzeyden ihlal edilmesini kendi başlarına savunmak zorunda kaldı. Ancak bu iç felaket, aynı zamanda “Önce Amerika” dış politikasının doğrudan sonucudur: Amerikan halkını güvende tutmak için uluslararası kurumların, ittifakların ve resmi işbirliğinin rolünü reddeden küresel bir yaklaşımın yan ürünleri.

Benzer Haberler  ABD Temsilciler Meclisi'nden, Çin'e karşı yeni yaptırım onayı

Trump yönetimi, ulusötesi tehditlerle mücadele eden çok taraflı anlaşmalardan çekilerek, uluslararası örgütleri ve üst düzey gruplaşmaları durdurarak ve Amerika’nın en yakın ortaklarını savunma harcamaları nedeniyle azarlayarak, ülkenin ilk savunma hatlarını etkisiz hale getirdi. Bu uygulamanın en açık yürütüldüğü yer, Trump yönetiminin, tam olarak bu tehdide yönelik plan yapmak için tasarlanan dış politika bürokrasilerini dağıtma kararıydı. Karmaşık bir öz yönetişim ile ABD hükümeti, son 70 yılda eşi görülmemiş bir şekilde, küresel bir krizin lideri olarak hareket etmekten vazgeçerken, kendi vatandaşlarını gereksiz bir tehlikeye soktu.

Pandemi sonrası uluslararası düzen

Bu iç ve dış yönetişim krizi, uluslararası düzenin doğasını çeşitli şekillerde değiştirebilir. Çin, tedarik ve koordinasyon sağlarken Amerika Birleşik Devletleri saplanıp kalmaya devam ederse, uluslararası ortaklar Çin’in hatalarını gözden kaçırmamakla birlikte, doğal olarak Çin’in liderliğini güçlenmiş olarak algılayacaktır. Çin, dünya çapında bütün ülkelere tıbbi malzeme satabilir veya bağışlayabilir. Ancak aynı zamanda, ASEAN gibi mevcut organları veya “17 + 1” mekanizmasıyla Avrupa devlet gruplarını kullanarak koordinasyon rolü de oynayabilir. Eğer pandemi küresel durgunluğa yol açarsa ve ABD uluslararası toparlanma çabalarını yönetemezse, küresel ekonomik ve siyasi iktidar Pekin’in lehine daha da değişebilir. Amerika Birleşik Devletleri “asker kaçağı” gibi davranmaya devam ederse Çin, Washington’u gelecekteki düzenleme çabalarından uzaklaştırarak, krizi kendi küresel yönetişim vizyonuna göre yeni kurallar koymaya başlamak için bir fırsat olarak değerlendirebilir.

Bu tür hevesler, Pekin’in, muhtemelen Kemer ve Yol Girişimi’ne küresel bir sağlık takviyesi olan “Sağlık İpek Yolu” projesini ilanında görülebilir. Eğer arkadaşlar ve müttefikler bu kurallara tabi olmaya başlarsa, daha iyi bir seçenek talebiyle liderliği Çin’e doğru kaydırırlar. Ve Washington, etkilenen ülkeler arasındaki işbirliğini güçlendirmeye çalışmak yerine Çin ile karşı karşıya gelmeye öncelik vermeye devam ederse, küresel tehlikeyi ortadan kaldırmak uğruna kendi kavgacılığının üstesinden gelemeyeceğini gösterecek ve bu süreci daha da şiddetlendirecektir.

Bu küresel felakete bilerek yataklık yapan Amerikan liderliği, zayıf yönetişimi bir strateji olarak benimsediği için, yönetişim çabalarını dönüştürebilmesi pek olası görünmüyor. ABD-Çin rekabetinin, pandeminin en kötü günleri geride kaldıktan sonra da devam etmesi muhtemeldir. Eğer Pekin küresel rekabette zirveye çıkacak gibi algılanırsa, bu rekabet daha da yoğunlaşabilir. Fakat eğer Birleşik Devletler kenara çekilmekten kaçınacaksa, Covid-19’un ortaya koyduğu gibi, dünya için acilen uluslararası düzen-inşasına geri dönmesi gerekecektir.

Benzer Haberler  iPhone'lara iOS 14 ayarı!
ABD’nin gelecekteki küresel rolü için 3 öneri

Amerikan önceliğinin sona ermesiyle birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisini yeniden liberal uluslararası düzenin rakipsiz lideri haline getirme şansı yoktur. Bunun yerine Washington, Joe Nye’nin öne sürdüğü gibi, iklim değişikliği ve evet, küresel pandemiler gibi küresel tehditler için yeni kurallar ve rejimler oluşturmaya yardımcı olmak için, “hala önemli olan” gücünü kullanmalıdır. Sınırı olmayan bu alanlar temelde bir idareye bağlı değildir, gönüllü önlemlerle idare edilir, ancak dünyanın bu krizden, gelecekteki olası krizlerin nasıl azaltacağına odaklanmış bir şekilde çıkacağının garantisi yoktur. Ulus ötesi tehditler pahasına sadece Çin ile rekabete odaklanan bir strateji, yalnızca güç kaymalarını daha da şiddetlendirecektir.

İkincisi, dış politika uzmanları, Amerika Birleşik Devletleri’nin, otokrasilere karşı bir “sistem çatışması”, mücadelesi içinde olduğu fikrini benimsemiştir; burada, dostluk ve düşmanlık kalıpları, rejim türüne bağlı olarak değişmektedir. Ancak Covid-19, hiçbir ideoloji tanımayan bir tehdittir. Ülkeler düzeyindeki çok çeşitli tepkiler sonucunda salgın, rejim türü ne olursa olsun, iyi yönetişimin temel önemini ortaya koymuştur. Demokratik İtalya bocalarken, demokratik Güney Kore, Tayvan ve karma-rejim Singapur en yetkin tepkilerden bazılarını sergilemiştir. Amerika Birleşik Devletleri bir sonraki tehdide hazırlanırken bu modelleri göz önünde bulundurmak zorunda kalacaktır ve iyi uluslararası yönetişimin yaygınlaşmasını dış politikasının merkezi bir hedefi haline getirmelidir. Bunu yaparken, uluslararası güvenlik ve refah uğruna, Çin de dahil olmak üzere demokratik olmayan ülkelerle de çalışmaya hazır olmalıdır.

Son olarak, Amerika Birleşik Devletleri kendisini yetenekli Avrupalı ve Asyalı müttefiklerine yeniden model olarak sunmamalı, müttefiklerle koordinasyonu – geleneksel askeri tehditlerin yanı sıra daha az görünür ve aynı derecede ölümcül olabilecek stratejilere karşı – ileriye dönük stratejisinin temeli haline getirmelidir. Gün geçtikçe daha açık hale geldiği gibi bunun alternatifi, Washington’un giderek daha fazla kızağa çekildiği bir sistemdir.

Çin bu çığır açan krizinden kendinden emin bir lider olarak çıkarsa bu sonuç yapısal bir değişimin kaçınılmaz bir sonucu olmayacaktır; Pekin, Washington’un felaket iç politika yönetimi ve miyop dış politikası için ona teşekkür edecektir. Bununla birlikte, kendi toparlanmasının bir parçası olarak, Birleşik Devletler kendisini uluslararası işbirliği yoluyla iç güvenlik ve refah arayan bir stratejiye geri döndürebilirse, bir sonraki krizi önleyecek yeni düzen biçimlerinin oluşturulmasına yardımcı olma şansı vardır. Bu olasılık, karanlık da olsa hala kaybedilmiş değil.

Kaynak: War on the Rocks

Çeviri: Ömer AK

Bir Cevap Yazın