Gündemin Tercümesi: İdlib yeni Gazze Şeridi olabilir

0
124
idlib

Fabrice Balanche, Idlib May Become the Next Gaza Strip, The Washington Institute, 26 Mart 2020. 

Sahadaki askeri durum ve tarafların baskın çıkarları göz önüne alındığında, cihatçıların yönettiği “direnişçi cebi” büyük olasılıkla M-4 otoyolunun kuzeyinde küçük ve aşırı nüfuslu bir sınır şeridine indirgenecek.

Suriye’nin İdlib eyaletine ilişkin Rusya ve Türkiye arasında imzalanan 5 Mart ateşkes anlaşması, Nisan 2019’dan bu yana direnişçi cebinin boyutunu yarıya indiren bir sürecin son adımıydı. Yine de Beşar Esad’ın, kendisinin ve müttefiklerinin “Cihadistan” olarak gördükleri bölgeyi ortadan kaldırma kararlılığı göz önüne alındığında, bu düzenleme sadece geçici bir niteliktedir. Bölgenin coğrafi ve demografik durumuna daha yakından bir bakış, devam eden gelişmelerin muhtemelen Suriye’nin kuzeybatısında bir “Yeni Gazze Şeridi”nin; yani BM tarafından tanımlandığı şekliyle “fiili otorite” olmaları iddiasına dayanarak, uluslararası toplumu kendileriyle çalışmaya zorlayan teröristlerin kontrolünde, aşırı nüfuslu bir mülteci bölgesinin yaratılmasına nasıl yol açacağını ortaya koyuyor.


Büyük İdlib’den Küçük İdlib’e

Direnişçiler, geçtiğimiz Nisan ayında 7.000 kilometrekare, Suriye ordusunun “Büyük Idlib”i geri almak amacıyla ilk büyük saldırısını başlattığı Eylül 2017’de ise 9.000 kilometrekare olan alanı kaybederek, şu anda İdlib’in sadece 3.000 kilometrekaresini kontrol ediyor. Bu ayın başlarında, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) direnişçi cebinin nüfusunun 2.6 milyon olduğunu tahmin ediyordu. Bu rakam Nisan 2019’da, ülke içinde yerinden edilmiş 1.3 milyon kişi (IDP) de dahil olmak üzere 3 milyondu. O zamandan bu yana 400.000’den fazla insan, Halep’in kuzeyinde doğrudan Türkiye’nin kontrolünde bulunan bölgeye sığınmak için cepten kaçtı. Rejimin şiddetinden korkan ve İdlib’deki konaklama kapasitesinin doyuma ulaştığını fark eden bu insanların çoğunluğu Afrin’e, 2018 kışında Türkiye’nin operasyonundan kaçan Kürtlerin terk ettiği evlere yerleşti.

İnsani yardım faaliyetleri açısından OCHA, İdlib ve kuzey Halep’i 4 milyon (ilkinde 2.6 milyon, ikincisinde 1.4 milyon) nüfusa sahip tek bir varlık olarak görüyor. Bu, ajansın önümüzdeki aylarda İdlib’den daha fazla sayıda IDP’nin kuzey Halep’e kaçacağını beklediğini gösteriyor.

İdlib cebinde bir yıl önce yaklaşık 50.000 direnişçi savaşçı vardı, ancak bugün savaş kayıpları ve bölgeyi terk edenler nedeniyle sayılarını tahmin etmek zor. Direnişin mimarisi hala aynı; El Kaide ile resmi olarak bağlantısı devam eden çeşitli cihatçı gruplar tarafından yönetilen Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütü hakim. Bazı gruplar rejime karşı en son savaşa katılmıştı ancak artık İdlib’de kontrol ettikleri alan yok (örneğin, Feylak el-Şam, Ceyş el-Ahrar). Şu anda kuzey Halep’te yerleşik durumdalar ve bölgeye Türk ordusu ile birlikte geldiler.

Benzer Haberler  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın'dan İsrail'in ilhak ve işgal planına tepki

Sivil alanda HTŞ, Eylül 2017’de oluşturulan “Kurtuluş Hükumeti” ile kontrolünü sağlamlaştırdı. Bu yönetim, Gaziantep merkezli geçici hükumetin yerel yapılarının yanı sıra uluslararası STK desteğinden yararlanan yerel komiteleri de kademeli olarak devirdi. Türk yetkililer bu nedenle İdlib’de HTŞ ile yakın çalışarak durum hakkında pragmatik davranıyorlar. Grup lideri Ebu Muhammed el-Culani, İdlib’deki cebin, kendi İslami emirliğinin gelişebileceği ve Türkiye tarafından korunan bir tampon bölge haline gelmesini umuyor. Yine de bu rüyanın şimdilik, daha önce öngörülen alanın sadece üçte biri kadar olan ve aşağıda açıklanacağı gibi daha da daralabilecek bir bölge olan “Küçük İdlib”e sıkıştırılması gerekiyor.



Yeni Gazze

İdlib’in nüfusunun üçte ikisi, Türkiye sınırını çevreleyen 1.000 kilometrekarelik bir şeritte toplanmış durumda. Bu, 2 milyon kişiye, ya da başlangıçta bu bölgede bulunan nüfusun dört katına denk geliyor. Bölgeye 2012’den bu yana yüzbinlerce IDP yerleşti. Bunların birçoğu, özellikle resmi IDP kampları dolduğunda, geçici saha kamplarına toplandı. Şeridin küçük yerleşim yerlerindeki konaklama imkanları da dolu durumda ve kamplardan daha kötü koşullar sunuyor. Bu aşırı nüfuslu alanın artık tamamen terörist grupların kontrolü altında olması, Gazze ile karşılaştırma yapılmasını kaçınılmaz hale getiriyor.

İdlib’deki diğer sivil alanlardan farklı olarak sınırdaki bu şerit, hava bombardımanından muaf tutuldu – Türkiye’ye bitişik olduğu için değil, bu alan tam olarak Esad ve müttefiklerinin, direnişçilerin bölgede bulunan sivillerin akın etmesini istedikleri yer olduğu için. Yakında bulunan Bab el-Hawa geçişi yoluyla insani yardımına ulaşımın yakınlığı, IDP’leri çeken bir diğer önemli faktör. Suriye topraklarına vardıklarında STK’lar ve BM ajansları, bölgeye varmak için geçiş noktasına ulaşırken çok fazla dolaşmak zorunda kalmıyor, bu da güvenlik kaygılarından dolayı tercih edilen bir durum. Dahası, “Küçük İdlib”in sınırdan uzakta olan ve hala direnişçilerin kontrolünde olan diğer bölgelerindeki evlerine dönmeye az sayıda IDP istekli görünüyor. Bu alanlar, son çatışmalar sırasında bombalandı ve bölgenin eski sakinleri mevcut ateşkese güvenmiyor; daha ziyade, başka bir rejim saldırısı durumunda Türkiye’ye veya kuzey Halep’e kaçmaya hazırlanıyorlar.



“Küçük İdlib”in geri kalanındaki zorluklar

Direniş cebinin, “Yeni Gazze” ile rejim bölgesi arasında kalan kısmı şu anda yaklaşık 2.000 kilometrekare büyüklüğünde ve yarım milyon insana ev sahipliği yapıyor. Bunların birçoğu, bölgenin eski sakinleri ya da şu anda kalıcı konutlarda veya toplu sığınma evlerinde olan, çok az kısmı gayri resmi kamplarda olan daha eski IDP’ler.

Benzer Haberler  Rusya'da 24 saatte 11 bin 12 yeni vaka!

Yeni IDP’ler, çatışma cephelerine çok yakın olduğu için bu alandan kaçındılar. Buna İdlib de dahil; Şubat ayındaki son saldırı sırasında, pek çok kişi eyalet başkentinden kaçtı. İdlib’in mevcut nüfusu en fazla 200.000’dir. Bu rakam, savaş öncesi toplam nüfus olan 150.000’den yüksek, ancak şehrin barındırdığı devasa sayıdaki IDP’lere kıyasla küçüktür. Rejim İdlib’i düzenli olarak bombalıyor çünkü HTŞ hükümetinin güvenli bir şehirde rakip bir yönetim oluşturmasını istemiyor. Suriye’nin direnişçi karşıtı stratejisi, İdlib şehrinin rejimin eline yeniden geçmesini veya kalıcı askeri tehdit altında yaşamasını gerektiriyor.

Atareb, Taftanaz ve Binnish gibi küçük kasabalara gelince, şu anda rejim topçularının atış menzilinde oldukları için İdlib’den daha güvenli değiller. M4 otoyolunun güneyindeki Cebel el-Zaviye artık boş, çünkü yerel halk, bu yol yeni bir sınır çizgisi haline gelirse çevrelenmekten korkuyordu.

Halep ve Lazkiye’yi birbirine bağlayan M4 boyunca, on iki kilometre genişliğindeki bir bölge şeridi askersizleştirildi. Moskova ve Ankara, birliklerinin bu rota boyunca serbestçe ortak devriyeler yapmalarına izin verilmesini talep etti: güney boyunca Ruslar ve kuzey boyunca Türkler. Cihatçı gruplar bu tavizi reddediyor çünkü bu düzenleme, İdlib’in güneyindeki ana savunma hattını dağıtmak ve Cisr’uş-Şuğur, Kıbeyne ve Arihah’ı Suriye ordusunun menziline yerleştirmek anlamına geliyor.

Önemli bir stratejik nokta olan Cisr’uş-Şuğur, savaştan önce çoğunluğu Sünni Araplar olan 50.000 nüfusa sahipti. Şehir, El Gâb ovasına kuzeyden ve rejimin çekirdek Alevi bölgesine doğudan geçiş kapısı konumundadır. Ordu, Mayıs 2015’te HTŞ’nin selefi olan grupların eline geçene kadar buraya tutunmuştu. Şehrin güneyindeki Eshtabraq ve el-Ziyarah köylerine kadar uzanan saldırıda yüzlerce sivil Alevi öldürüldü ve kaçırıldı. Bu eylemlerin intikamını alma arzusu, kentin stratejik değeri ile birleştiğinde, M4’ün kuzeyine doğru uzansa bile şehri rejim için öncelikli bir hedef haline getiriyor.

Karayolunun güneyindeki Kıbeyne, Cisr’uş-Şuğur’un savunmasının belkemiği konumunda. Burası, El Gâb ovasına ve Lazkiye’yi Cisr’uş-Şuğur’a bağlayan doğal yol olan El Kabir Nehri’nin üst vadisine hakim durumda. Rejim, Nisan 2019’dan bu yana Kıbeyne’yi yoğun bir şekilde bombaladı, ancak karadan birliklerince yürütülen saldırılar cihatçıların savunmaları tarafından kırıldı. Büyük ölçüde Uygur Müslümanlardan oluşan savunmacılar, Kıbeyne’yi gerçek bir sığınak haline getiren bir tünel ağı oluşturdular. Ancak direnişçilerin M4’ü kaybetmesi durumunda, Kıbeyne kuşatılmış olacak.

Benzer Haberler  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Fransız kanalına gelişmeleri değerlendirdi

Otobanın güneyinde bir zamanlar 60.000 nüfus barındıran Arihah, Şubat ayındaki ağır bombardıman nedeniyle neredeyse boş durumda. Suriye ordusu son saldırı sırasında şehri bir öncelik haline getirdi, çünkü yakındaki tepeler onlarca kilometre boyunca kırsal alana hakim konumda.

Türk ordusunun M4 cephesinde bir miktar varlığı var, çünkü “Yeni Gazze”nin korunması artık Türkiye’nin ana endişe kaynağı. Ankara, 2 milyon yeni mültecinin Türkiye’ye girmeye çalıştığı bir panik ortamının oluşmasını görmek istemiyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cisr’uş-Şuğur ve Serakib yakınında ek gözlem noktaları inşa etmesine rağmen, bu tür gözlem noktaları yerel nüfusa ciddi bir koruma sunmuyor – son saldırı sırasında, Türkiye’nin 2018 yılında kurduğu on iki gözlem noktasından sekizi Suriye ordusu tarafından kuşatıldı. “Küçük İdlib”de 9.000 Türk askerinin bulunması daha ürkütücü, ama daha ne kadar kalacaklar?



Jeopolitik bir uzlaşı

İdlib’deki her oyuncunun açık ve kritik hedefleri var. Rusya, terörist yuvası olarak gördüğü oluşumdan kurtulmak istiyor. HTŞ ve diğer cihatçı grupların sırtları duvara dayalı durumda olduğu için gerekirse, muhalif güçlere maliyeti çok yüksek olsa da, acı sona ulaşana kadar savaşmaya hazırlar. Esad hala mümkün olduğunca Suriye toprağını, muhaliflerden arındırılmış şekilde, geri almak istiyor. Türkiye, Suriye’nin doğusundaki Kürt düşmanlarına karşı koymasına yardım edebilecek bir ödün almadan İdlib’in başka bir bölümünü daha terk etmeyi reddediyor; ve hepsinden önemlisi, daha fazla mülteci istemiyor. Aynı şekilde, Avrupa Birliği de sınırlarına doğru ilerleyen milyonlarca yeni mülteci ihtimalinden endişe ediyor.

Tarafların bu çıkarlarına ek olarak, sahadaki askeri durum ve Washington’un İdlib üzerinden Rusya ile ciddi bir şekilde karşı karşıya gelmeye meraklı olmadığı da düşünüldüğünde, direnişçi / IDP cebinin “Yeni Gazze”ye daha benzer hale geldiği bir uzlaşmanın en muhtemel senaryo olduğu görülmektedir. Açıkçası bu, sıkışık bölgede hapsedilmiş milyonlarca Suriyeli için en iyi çözüm değil. Ancak hiçbir aktör, bölgedeki insanların durumunu farklı bir çözüm bulmak için yeterli bir gerekçe olarak görmüyor.

Kaynak: The Washington Institute

Çeviri: Ömer AK

Bir Cevap Yazın